Esra Yıldızeli | Köşe Yazısı
Bizler gücü çoğu zaman maddiyatta, makamda ve kusursuz olmakta arıyoruz. Toplum olarak sağlıklı, fiziksel açıdan güçlü, kimseye boyun eğmeden kendi ayakları üzerinde durabilen insanlara da “güçlü” gözüyle bakıyoruz.
Peki, gerçek güç gerçekten bunlardan mı ibaret?
Güçlü olmak, hiç kimseye ihtiyaç duymamak ya da başkalarını değersizleştirerek yükselmek midir?
Bence hayır.
Gerçekten güçlü insan, gücü yettiği hâlde başkasını ezmeyen insandır.
Egosunun kendisinden büyük olmasına izin vermeyen; adaleti savunan, en yakınına bile gerektiğinde “Yanlış yapıyorsun.” diyebilen kişidir.
Bir yanlış gördüğünde görmezden gelmek yerine onu düzeltmeye çalışandır.
Gerektiğinde üzülebilen, ağlayabilen; gerektiğinde sevincini içtenlikle yaşayabilendir. Başkasının üzüntüsüyle hüzünlenen, mutluluğuyla mutlu olabilendir.
Kendini savunurken küfre veya hakarete başvurmadan, sözcüklerini özenle seçerek vakarını koruyabilendir.
Kendi içinde sıkıntılar yaşadığında çevresindekileri bunaltmak yerine, enerjisini kendisine iyi gelen uğraşlara yönlendirebilendir.
Kendi yolunu çizebilen, başkalarının attığı adımlarla kendi yolculuğunu kıyaslamayandır.
İnsanlara huzur veren, sorunlar karşısında çözüm arayan, gerektiğinde farklı yollar gösterebilendir.
Yalnızca zekâsıyla değil, aklını faydalı işlere yönlendirmesiyle de değer üreten insandır. Güzelliklerin peşinden gitmeyi seçendir.
Kendisine gösterilen samimiyeti suistimal etmeyen, yakınlığı fırsata dönüştürmeyen kişidir.
Sözünü ne zaman söyleyeceğini, ne zaman susacağını bilendir.
Öfkesini kontrol edebilen, en gergin anlarda bile soğukkanlılığını korumaya çalışan insandır.
Duygularını inkâr etmeden, kararlarında mantığına da yer verebilendir.
Çünkü gerçek güç, başkalarına üstünlük kurmak değil; insanın önce kendisine hâkim olabilmesidir.
Güçlü insan dürüsttür, merhametlidir, sadıktır.
Ve bana göre para da makam da en çok böyle insanlara yakışır.
Esra YILDIZELİ
Yazar
