ESRA YILDIZELİ
Köşe Yazarı
ESRA YILDIZELİ
 

Standart İnsan Olmak Mümkün müdür?

Standart İnsan Olmak Mümkün müdür? Esra YILDIZELİ | Köşe Yazısı Yaratıcı bizi var ederken, parmak izlerimizi dahi benzersiz kılmış. Milyarlarca insanın içinden tek bir eşimiz daha yokken sormadan edemiyorum: O hâlde neden toplumsal olarak hep bir "tek tip" insan arayışı içindeyiz? Hayatımızın her dönemi, önümüze konulan kalıplarla şekillendirilmeye çalışılıyor. Bebeklikten başlıyor bu süreç; "Çok ağlamasın, etrafı dağıtmasın." isteniyor. Çocuk oluyoruz; "Otur deyince otursun, kalk deyince kalksın, tüm dersleri pekiyi olsun, hep en başarılı olsun." dayatılıyor. Yetişkinliğe adım atıyoruz; "Hemen bir işi olsun, evlensin, çocuk yapsın." deniyor. Kız çocuğu olduğunda erkenden ev işi öğrenmesi beklenirken, kadın olduğunda "Evinde otursun, çocuğuna baksın." ya da "Koca parası mı yiyecek, o da çalışsın." baskıları arasında sıkışıp kalıyor. Toplumun belirlediği bu genel standartların dayatılması sonucunda ruhsal olarak eziliyoruz. Oysa hepimiz farklıyız. Yeteneklerimiz farklı; düşüncelerimiz ve duygularımız, tepkilerimiz, istek ve beklentilerimiz, yaşam standartlarımız, hayata bakış açımız, söylemlerimiz ve o söylemleri ifade etme biçimlerimiz kendimize has... Ne zaman üzerimde dayatılan bir kalıp görsem kendime şu soruları soruyorum: Zorunda mıyım? Yapmasam ne olur, ölür müyüm? Hangisi benim için daha iyi? Ne yapsam ruhuma ve bedenime iyi gelir? Eğer o an durmak ruhuma iyi geliyorsa duruyorum, devam etmek iyi geliyorsa devam ediyorum. Çünkü hayat, başkalarının belirlediği bir takvime göre ve aceleyle yaşanmak zorunda olan bir kronolojiden ibaret değil. Mezun olunca hemen atanmak, belli bir yaşa gelince evlenmek, evlenince çocuk sahibi olmak ya da doğum sonrası kiloları hızlı bir şekilde vermek zorunda mıyım? Pek tabii değilim. Hayat şartlarım, madden veya manen çalışmaya elverişli olmayabilir. Hiç evlenmeyebilirim veya çok erken yaşta bir evlilik de yapabilirim; bu tamamen doğru insan olduğuna inandığım kişiyi bulmama veya yalnızlıktan daha fazla keyif almama bağlıdır. Çok çocuğum da olabilir, hiç olmayabilir de. Çok çocuğumun olması veya hiç çocuğumun olmaması beni "sorunlu" biri yapmaz. Doğumdan sonra bir bebeğin, sadece ona bakım veren "sağlıklı" bir anneye ihtiyacı vardır ve bebekler annelerini asla kilolu veya zayıf diye kategorize etmezler. Uyum sağlamak zorunda mıyım? Değilim. Karşı tarafı zor durumda bırakmamak kaydıyla sadece kendim olurum, varsın başkaları bana uyum sağlasın. Sevilmek ve sevmek zorunda mıyım? Değilim. Ancak her koşulda saygı görmek ve o saygıyı göstermek zorundayım. Peki, herkesin koştuğu o yarış pistinde çok başarılı olmak zorunda mıyım? Bunun da zorunda değilim. Başarı, toplumun alkışladığı kupalardan veya önümüze koyduğu hedeflere ulaşmaktan ibaret değildir. Benim için en büyük başarı; ruhumun dinginliğini koruyabilmek, kendi iç huzurumu bulmak ve başkalarının çizdiği sınırların içinde kaybolmadan "kendim" kalabilmektir. Çünkü aslında standart insan yoktur; sadece toplumun kategorize ettiği insanlar vardır. Ve ne yazık ki bu topluma uyum sağlamazsanız dışlanırsınız. Oysa insanın kendi olabilmesi ve kendi değerleriyle özgürce yaşayabilmesi en temel hakkıdır. Bugün toplumun öğrenmesi gereken en büyük ve en acil ders: **"Hak ve hürriyete saygı"**dır. Esra YILDIZELİ Yazar
Ekleme Tarihi: 05 Kasım 2026 -Perşembe

Standart İnsan Olmak Mümkün müdür?

Standart İnsan Olmak Mümkün müdür?

Esra YILDIZELİ | Köşe Yazısı

Yaratıcı bizi var ederken, parmak izlerimizi dahi benzersiz kılmış. Milyarlarca insanın içinden tek bir eşimiz daha yokken sormadan edemiyorum: O hâlde neden toplumsal olarak hep bir "tek tip" insan arayışı içindeyiz?

Hayatımızın her dönemi, önümüze konulan kalıplarla şekillendirilmeye çalışılıyor.

Bebeklikten başlıyor bu süreç; "Çok ağlamasın, etrafı dağıtmasın." isteniyor.

Çocuk oluyoruz; "Otur deyince otursun, kalk deyince kalksın, tüm dersleri pekiyi olsun, hep en başarılı olsun." dayatılıyor.

Yetişkinliğe adım atıyoruz; "Hemen bir işi olsun, evlensin, çocuk yapsın." deniyor. Kız çocuğu olduğunda erkenden ev işi öğrenmesi beklenirken, kadın olduğunda "Evinde otursun, çocuğuna baksın." ya da "Koca parası mı yiyecek, o da çalışsın." baskıları arasında sıkışıp kalıyor.

Toplumun belirlediği bu genel standartların dayatılması sonucunda ruhsal olarak eziliyoruz. Oysa hepimiz farklıyız. Yeteneklerimiz farklı; düşüncelerimiz ve duygularımız, tepkilerimiz, istek ve beklentilerimiz, yaşam standartlarımız, hayata bakış açımız, söylemlerimiz ve o söylemleri ifade etme biçimlerimiz kendimize has...

Ne zaman üzerimde dayatılan bir kalıp görsem kendime şu soruları soruyorum: Zorunda mıyım? Yapmasam ne olur, ölür müyüm? Hangisi benim için daha iyi? Ne yapsam ruhuma ve bedenime iyi gelir?

Eğer o an durmak ruhuma iyi geliyorsa duruyorum, devam etmek iyi geliyorsa devam ediyorum.

Çünkü hayat, başkalarının belirlediği bir takvime göre ve aceleyle yaşanmak zorunda olan bir kronolojiden ibaret değil.

Mezun olunca hemen atanmak, belli bir yaşa gelince evlenmek, evlenince çocuk sahibi olmak ya da doğum sonrası kiloları hızlı bir şekilde vermek zorunda mıyım? Pek tabii değilim.

Hayat şartlarım, madden veya manen çalışmaya elverişli olmayabilir. Hiç evlenmeyebilirim veya çok erken yaşta bir evlilik de yapabilirim; bu tamamen doğru insan olduğuna inandığım kişiyi bulmama veya yalnızlıktan daha fazla keyif almama bağlıdır.

Çok çocuğum da olabilir, hiç olmayabilir de. Çok çocuğumun olması veya hiç çocuğumun olmaması beni "sorunlu" biri yapmaz.

Doğumdan sonra bir bebeğin, sadece ona bakım veren "sağlıklı" bir anneye ihtiyacı vardır ve bebekler annelerini asla kilolu veya zayıf diye kategorize etmezler.

Uyum sağlamak zorunda mıyım? Değilim. Karşı tarafı zor durumda bırakmamak kaydıyla sadece kendim olurum, varsın başkaları bana uyum sağlasın.

Sevilmek ve sevmek zorunda mıyım? Değilim. Ancak her koşulda saygı görmek ve o saygıyı göstermek zorundayım.

Peki, herkesin koştuğu o yarış pistinde çok başarılı olmak zorunda mıyım? Bunun da zorunda değilim.

Başarı, toplumun alkışladığı kupalardan veya önümüze koyduğu hedeflere ulaşmaktan ibaret değildir.

Benim için en büyük başarı; ruhumun dinginliğini koruyabilmek, kendi iç huzurumu bulmak ve başkalarının çizdiği sınırların içinde kaybolmadan "kendim" kalabilmektir.

Çünkü aslında standart insan yoktur; sadece toplumun kategorize ettiği insanlar vardır. Ve ne yazık ki bu topluma uyum sağlamazsanız dışlanırsınız.

Oysa insanın kendi olabilmesi ve kendi değerleriyle özgürce yaşayabilmesi en temel hakkıdır.

Bugün toplumun öğrenmesi gereken en büyük ve en acil ders: **"Hak ve hürriyete saygı"**dır.

Esra YILDIZELİ
Yazar

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve worldwideweb.com.tr sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.