Yapay Zekayla Eğitimde Dönüşüm Başladı: 'Öğrenci', 'Öğretim Üyesi' ve 'Öğrenme Modeli' Yeniden Tanımlandı

22.10.2026 - 11:50, Güncelleme: 22.10.2026 - 11:50 11 kez okundu.
 

Yapay Zekayla Eğitimde Dönüşüm Başladı: 'Öğrenci', 'Öğretim Üyesi' ve 'Öğrenme Modeli' Yeniden Tanımlandı

Yapay zekanın bilgiye erişimi dönüştürdüğü yeni dönemde üniversite eğitimi de yeniden şekilleniyor. Acıbadem Üniversitesi Eğitimde İyi Uygulamalar Sempozyumu-II'de, öğrencinin öğrenmede aktif rol üstlendiği, öğretim üyesinin rehberlik ettiği ve teknolojinin eleştirel düşünme ile gerçek öğrenmeyi desteklemek için kullanıldığı yeni eğitim modeli ele alındı. “Öğrenci Merkezli Öğrenme Yaklaşımları ve Yenilikçi Uygulamalar” temasıyla eğitimde yaşanan dönüşümün farklı boyutlarını akademisyenler ve eğitimcilerle buluşturan iki günlük sempozyumda; eğitimde yeni roller, öğrenci merkezli öğretim yöntemleri, aktif ve akrandan öğrenme, dijital öğrenme ortamları, yapay zeka, ölçme-değerlendirme, disiplinlerarası ve mesleklerarası eğitim, simülasyon ve akademik yayıncılık gibi başlıklar gündeme taşındı… Eğitimin geleceğini şekillendiren dönüşüm aslında üç temel başlıkta öne çıkıyor: Sorgulayan, teknolojiyle özellikle yapay zekayla üreten yeni öğrenci; rehberlik eden, yol gösteren yeni öğretim üyesi ve öğrenci merkezli, deneyim odaklı yeni eğitim anlayışı… Bilgiye dijital araçlar ve yapay zeka üzerinden hızla ulaşabilen yeni nesil öğrencinin, bilgiyi sorgulaması, doğrulaması ve gerçek yaşam problemlerine uygulaması önem kazanıyor. Bu değişimle birlikte öğretim üyesi yalnızca bilgi aktaran kişi olmaktan çıkarak öğrenmeye rehberlik eden bir role geçerken; eğitim anlayışı da ezbere ve tek yönlü anlatıma dayalı yapıdan öğrencinin aktif katılımını, eleştirel düşünmesini, üretmesini ve iş birliği yapmasını destekleyen bir modele doğru dönüşüyor. Sempozyumun ilk gününde “Eğitimde Dönüşüm ve Yeni Roller” başlıklı sunumu gerçekleştiren Acıbadem Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Levent Altıntaş, teknolojik gelişmeler, yapay zeka ve dijital dönüşümün iş gücü piyasasını hızla değiştirdiğine dikkat çekiyor. Geleceğin çalışma hayatında yalnızca teknik bilgiye sahip olmanın yeterli olmayacağını; analitik düşünme, yaratıcı düşünme, merak, yaşam boyu öğrenme, liderlik, iletişim, dayanıklılık ve değişime uyum gibi insani ve bilişsel becerilerin de kritik önem taşıyacağını vurgulayan Prof. Dr. Levent Altıntaş, “Geleceğin eğitiminde yalnızca daha fazla bilgi aktarmaya odaklanamayız. Öğrencilerimizin bilgiyi kullanabilen, yeni bilgi üretebilen, analitik ve yaratıcı düşünebilen, teknolojiyle birlikte çalışabilen ve değişen koşullara uyum sağlayabilen bireyler olarak yetişmesi gerekiyor” şeklinde konuşuyor.  Prof. Dr. Levent Altıntaş’a göre üniversitelerin rolü de bu dönüşümle birlikte yeniden tanımlanıyor. Üniversite eğitiminin yalnızca mesleki bilgi kazandıran bir süreç olmaktan çıkması gerektiğini belirten Prof. Dr. Levent Altıntaş; öğrencilerin gerçek problemlerle karşılaşmaları, çözüm üretmeleri, ekip çalışması yapmaları, sorumluluk almaları ve yaşam boyu öğrenme becerisi geliştirmeleri gerektiğine dikkat çekiyor. Öğrenci Yapay Zekayı Kullanıyor; Eğitim Sistemi Bu Yeni Gerçekliğe Uyum Sağlamalı   Sağlık eğitiminin bilim temelli müfredattan simülasyona, probleme dayalı öğrenmeden yetkinlik temelli eğitime doğru geçirdiği dönüşümü değerlendiren Prof. Dr. Levent Altıntaş, yapay zekanın eğitimde yeni bir dönemin kapısını açtığını söyledi. Sanal hastalar, kişiselleştirilmiş öğrenme ve öğrenme süreçlerinin desteklenmesi gibi uygulamaların eğitim ortamına girmeye başladığına dikkat çeken Prof. Dr. Levent Altıntaş, asıl sorunun yapay zekayı eğitime dahil etmek değil, onu öğrenmeyi destekleyecek şekilde kullanmak olduğunu vurguluyor: “Bugün artık soru, ‘Yapay zekayı eğitime nasıl sokacağız?’ değil. Asıl soru, ‘Yapay zekayı öğrenmeyi gerçekten destekleyecek şekilde nasıl kullanacağız?’ olmalı. Çünkü yapay zeka artık geleceğin teknolojisi değil; bugünün çalışma ortamının bir parçası”… Bu dönüşümün öğretim üyesinin rolünü de değiştirdiğini belirten Prof. Dr. Levent Altıntaş, öğretim üyesinin artık yalnızca bilgi aktaran kişi olarak konumlandırılamayacağını ifade ediyor. Öğretim üyesinin; öğrencinin doğru soruyu sormasına, bilgiyi değerlendirmesine, yapay zeka tarafından üretilen çıktıları sorgulamasına ve bilgiyi gerçek problemlere uygulamasına rehberlik etmesi gerektiğini söylüyor.  Öğrenci Merkezli Eğitim Önemli Sempozyumun ikinci önemli eksenini öğrenci merkezli öğretim yöntemleri oluşturdu. “Öğrenci Merkezli Öğrenme Ekosistemi: Aktif Yöntemler, İş Birliği ve Dijital Dönüşüm” oturumunda Acıbadem Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıp Eğitimi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. İlhan Cem Sungur, öğrenci merkezli öğretim yöntem ve tekniklerini ele aldı. Öğrenci merkezli yaklaşımın, öğrenciyi yalnızca eğitim sürecinin alıcısı olmaktan çıkararak öğrenmenin aktif bir parçası haline getirdiğine dikkat çeken Prof. Dr. İlhan Cem Sungur, öğrencinin soru sorması, tartışması, üretmesi, iş birliği yapması ve öğrendiğini gerçek durumlara uygulamasının önemli olduğunu vurguladı: “Öğrenci merkezli eğitim, öğrencinin sadece sınıfta daha fazla konuşması değil; öğrenme sürecinde daha fazla sorumluluk almasıdır. Öğrenciyi öğrenmenin aktif öznesi haline getirdiğimizde, bilgi aktarımından öğrenme deneyimine geçiyoruz. Bu yaklaşımın, özellikle sağlık eğitiminde önemli bir karşılığı var. Simülasyon, akrandan öğrenme, ekip çalışması ve gerçek problemlere dayalı uygulamaların, öğrencinin bilgiyi anlamlandırmasına katkısı büyük”…  Eğitimde İyi Uygulama, Paylaştıkça Çoğalan Bir Deneyim Sempozyumda yalnızca kuramsal yaklaşımlar değil, farklı disiplinlerden iyi uygulama örnekleri ve deneyimler de paylaşıldı. “İyi Uygulama Örnekleri ve Deneyim Paylaşımı” oturumlarına Acıbadem Üniversitesi Tıp Fakültesi, Tıp Eğitimi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Melike Ayşe Şahiner başkanlık etti. Oturumlarda sağlık eğitiminde mesleklerarası takım çalışması, simülasyon, klinik beslenme danışmanlığı, yapay zeka destekli öğrenci değerlendirmesi, simüle ortamlarda kendi kendine öğrenme ve hızlı döngülü geri bildirim gibi farklı uygulamalar ele alındı.  Bu uygulamaların, öğrenci merkezli eğitimin yalnızca bir pedagojik yaklaşım değil, farklı disiplinlerde hayata geçirilebilen somut bir eğitim modeli olduğunu ortaya koyduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Melike Ayşe Şahiner, “Eğitimde iyi uygulamaların en önemli değeri, tek bir sınıfta ya da tek bir programda kalmamasıdır. Deneyimlerimizi paylaşabildiğimiz, birbirimizden öğrenebildiğimiz ölçüde eğitimde dönüşümü sürdürülebilir hale getirebiliriz. Eğitimde dönüşüm, öğrenciyi öğrenme sürecinin aktif öznesi haline getirmekle başlıyor. Sempozyumda simülasyondan yaratıcı üretime, mesleklerarası iş birliğinden yapay zeka destekli değerlendirmeye uzanan, öğrencinin deneyimleyerek öğrenmesini destekleyen iyi uygulama örneklerini bir araya getirdik” şeklinde konuşuyor. Yapay Zeka Artık Geleceğin Değil, Bugünün Çalışma Ve Öğrenme Ortamının Bir Parçası  Prof. Dr. Levent Altıntaş, yapay zeka ile performans ve gerçek öğrenme arasındaki ayrıma dikkat çekiyor. Öğrencinin yapay zeka kullanarak daha iyi bir sonuç ortaya koymasının tek başına öğrenmenin gerçekleştiğini göstermediğini belirten Prof. Dr. Levent Altıntaş, bu nedenle ölçme ve değerlendirme yöntemlerinin yeniden düşünülmesi gerektiğini söylüyor: “Yapay zeka kullandı ve doğru cevabı verdi demekle, yapay zeka sayesinde gerçekten öğrendi demek aynı şey değil. Eğitimin önündeki en önemli sorulardan biri, bu ikisi arasındaki farkı nasıl ortaya koyacağımız olacak”… Prof. Dr. Levent Altıntaş, yapay zekanın eğitim ve çalışma hayatındaki hızlı yayılımını farklı araştırmalardan elde edilen verilerle ortaya koyuyor. Birleşik Krallık’ta 2026’da yapılan bir araştırmaya göre, öğrencilerin yüzde 95’i yapay zekadan yararlanıyor. Bu öğrencilerin yarısından azı ise yapay zekanın kullanımı konusunda öğretim üyelerinden destek alabiliyor. Öğretim üyelerinin yüzde 40’ı yapay zeka okuryazarlığında henüz yolun başında olduğunu belirtirken, yalnızca yüzde 4’ü kurumunun yapay zeka kullanım yönergelerine tam olarak hâkim ve yüzde 54’ü mevcut ölçme-değerlendirme yöntemlerinin yetersiz kaldığını düşünüyor. Yapay zekanın öğrenme üzerindeki etkisine ilişkin araştırmalar ise doğru pedagojik tasarımla kullanılan yapay zeka araçlarının öğrenme kazanımlarını artırabildiğini, ancak yalnızca performansı yükselten kullanımın gerçek öğrenmeyi garanti etmediğini gösteriyor.  İş dünyasında kurumların yüzde 88’i yapay zeka kullanırken, kurum ölçeğinde gerçek bir entegrasyon sağlayabilenlerin oranının yüzde 7’de kalması da kullanım ile etkin dönüşüm arasındaki farkı ortaya koyuyor. Sağlık alanında ise yapay zeka kullanan ABD’li hekimlerin oranının 2023’te yüzde 39’dan 2026’da yüzde 81’e yükselmesi, sağlık profesyonellerinin çalışma biçiminin hızla değiştiğini gösteriyor. Prof. Dr. Levent Altıntaş, bu verilerin ortak bir gerçeğe işaret ettiğini belirterek, “Yapay zeka artık geleceğin değil, bugünün çalışma ve öğrenme ortamının bir parçası. Üniversitelerin görevi, öğrencileri yalnızca bu teknolojiyi kullanan değil; onu sorgulayan, doğru değerlendiren ve insan merkezli biçimde kullanabilen profesyoneller olarak yetiştirmek” diyor. Yapay Zekayı Yasaklamak Değil, Doğru Kullanmayı Öğretmek Gerekiyor  Prof. Dr. Levent Altıntaş’ın sunumundaki bir diğer dikkat çekici başlık ise yapay zekaya güven ile eleştirel düşünme arasındaki ilişki oldu. Yapay zekaya duyulan güven arttıkça bireyin aldığı yanıtı sorgulama ve doğrulama eğiliminin azalabildiğine dikkat çeken Prof. Dr. Levent Altıntaş, kişinin kendi bilgi ve yetkinliğine duyduğu güvenin ise eleştirel düşünmeyi destekleyebileceğini ifade ediyor: “Yapay zeka çağında eleştirel düşünme ortadan kalkmıyor; biçim değiştiriyor. Artık mesele yalnızca bilgiyi üretmek değil, yapay zekanın ürettiği bilgiyi doğrulamak, değerlendirmek ve ortaya çıkan sonucun sorumluluğunu üstlenmek”…  Yapay zekayı yasaklamak yerine bilinçli ve sorumlu kullanım kültürünün geliştirilmesi gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Levent Altıntaş, “Öğrenciler yapay zekayı zaten günlük yaşamlarının bir parçası haline getirdi. Üniversiteler bu yeni gerçekliğe eğitim politikaları, ölçme-değerlendirme sistemleri ve öğretim yaklaşımlarıyla yanıt vermesi gerekiyor. Öğrencinin yapay zeka kullanmasını yasaklamak yerine, ona yapay zekayı nasıl doğru kullanacağını öğretmeliyiz. Öğrenci yapay zekanın verdiği cevabı kabul eden değil, o cevabın doğruluğunu sorgulayan kişi olmalı” diyerek bu çerçevede üniversitelerin önünde üç temel dönüşüm alanı bulunduğunu belirtiyor ve öğrencilerin yapay zekayı doğru kullanmayı öğrenmesi, ölçme-değerlendirme sistemlerinin yeniden tasarlanması ve öğretim üyesinin rolünün yeniden tanımlanması gerektiğini vurguluyor.  Eğitimde Farklı Disiplinlerin Ortak Akılla Hareket Etmesi Önemli Sempozyumun ikinci gününde eğitimde disiplinlerarası ve mesleklerarası yaklaşımlar da gündeme geldi. “Ortak Akıl: Farklı Disiplinlerin Kesişiminde Eğitim” başlıklı oturumda farklı disiplinlerin birlikte üretmesinin eğitim süreçlerine katkısı tartışılırken, akademik yayıncılığın da bir öğrenme ortamı olarak değerlendirilip değerlendirilemeyeceği ele alındı.  Simülasyon temelli öğrenme, hızlı döngülü geri bildirim, LEGO Serious Play, ürün geliştirme projeleri ve bakım verenlere yönelik eğitim modülleri gibi uygulamalar ise öğrencinin yalnızca bilgi edinmesini değil, bilgiyi uygulamasını, üretmesini, iş birliği yapmasını ve gerçek yaşam problemlerine uyarlamasını hedefleyen yaklaşımların somut örneklerini oluşturdu. Prof. Dr. Melike Ayşe Şahiner, “Eğitimde dönüşüm tek bir yöntemin ya da tek bir teknolojinin sonucu değil. Farklı disiplinlerin, farklı deneyimlerin ve farklı öğrenme yöntemlerinin ortak akılla bir araya gelmesi gerekiyor” şeklinde konuşuyor. Yapay Zeka Öğrencinin Yerine Geçmemeli  Geleceğin üniversitesinin yalnızca bilgi aktaran değil; öğrencinin düşünmesini, üretmesini, sorgulamasını, iş birliği yapmasını ve gerçek problemler üzerinden öğrenmesini destekleyen bir eğitim ekosistemi olması gerektiği vurgulayan Prof. Dr. Levent Altıntaş, “Üniversitelerin, öğrenci merkezli öğrenme yaklaşımını yapay zeka, dijital dönüşüm, simülasyon, ölçme-değerlendirme ve disiplinlerarası eğitim gibi yenilikçi uygulamalarla destekleyerek bilgi ve deneyim paylaşımını teşvik eden, birlikte öğrenmeyi öne çıkaran dinamik eğitim ortamları oluşturması önem taşıyor. Geleceğin eğitiminde soru artık ‘Yapay zeka öğrencinin yerine ne yapabilir?’ olmamalı. Asıl soru, ‘Yapay zeka sayesinde öğrenci daha iyi nasıl düşünebilir, daha iyi nasıl öğrenebilir ve daha iyi nasıl bir sağlık profesyoneli olabilir?’ olmalı” diyor.   Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı
Yapay zekanın bilgiye erişimi dönüştürdüğü yeni dönemde üniversite eğitimi de yeniden şekilleniyor. Acıbadem Üniversitesi Eğitimde İyi Uygulamalar Sempozyumu-II'de, öğrencinin öğrenmede aktif rol üstlendiği, öğretim üyesinin rehberlik ettiği ve teknolojinin eleştirel düşünme ile gerçek öğrenmeyi desteklemek için kullanıldığı yeni eğitim modeli ele alındı. “Öğrenci Merkezli Öğrenme Yaklaşımları ve Yenilikçi Uygulamalar” temasıyla eğitimde yaşanan dönüşümün farklı boyutlarını akademisyenler ve eğitimcilerle buluşturan iki günlük sempozyumda; eğitimde yeni roller, öğrenci merkezli öğretim yöntemleri, aktif ve akrandan öğrenme, dijital öğrenme ortamları, yapay zeka, ölçme-değerlendirme, disiplinlerarası ve mesleklerarası eğitim, simülasyon ve akademik yayıncılık gibi başlıklar gündeme taşındı…

Eğitimin geleceğini şekillendiren dönüşüm aslında üç temel başlıkta öne çıkıyor: Sorgulayan, teknolojiyle özellikle yapay zekayla üreten yeni öğrenci; rehberlik eden, yol gösteren yeni öğretim üyesi ve öğrenci merkezli, deneyim odaklı yeni eğitim anlayışı… Bilgiye dijital araçlar ve yapay zeka üzerinden hızla ulaşabilen yeni nesil öğrencinin, bilgiyi sorgulaması, doğrulaması ve gerçek yaşam problemlerine uygulaması önem kazanıyor. Bu değişimle birlikte öğretim üyesi yalnızca bilgi aktaran kişi olmaktan çıkarak öğrenmeye rehberlik eden bir role geçerken; eğitim anlayışı da ezbere ve tek yönlü anlatıma dayalı yapıdan öğrencinin aktif katılımını, eleştirel düşünmesini, üretmesini ve iş birliği yapmasını destekleyen bir modele doğru dönüşüyor.

Sempozyumun ilk gününde “Eğitimde Dönüşüm ve Yeni Roller” başlıklı sunumu gerçekleştiren Acıbadem Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Levent Altıntaş, teknolojik gelişmeler, yapay zeka ve dijital dönüşümün iş gücü piyasasını hızla değiştirdiğine dikkat çekiyor. Geleceğin çalışma hayatında yalnızca teknik bilgiye sahip olmanın yeterli olmayacağını; analitik düşünme, yaratıcı düşünme, merak, yaşam boyu öğrenme, liderlik, iletişim, dayanıklılık ve değişime uyum gibi insani ve bilişsel becerilerin de kritik önem taşıyacağını vurgulayan Prof. Dr. Levent Altıntaş, “Geleceğin eğitiminde yalnızca daha fazla bilgi aktarmaya odaklanamayız. Öğrencilerimizin bilgiyi kullanabilen, yeni bilgi üretebilen, analitik ve yaratıcı düşünebilen, teknolojiyle birlikte çalışabilen ve değişen koşullara uyum sağlayabilen bireyler olarak yetişmesi gerekiyor” şeklinde konuşuyor. 

Prof. Dr. Levent Altıntaş’a göre üniversitelerin rolü de bu dönüşümle birlikte yeniden tanımlanıyor. Üniversite eğitiminin yalnızca mesleki bilgi kazandıran bir süreç olmaktan çıkması gerektiğini belirten Prof. Dr. Levent Altıntaş; öğrencilerin gerçek problemlerle karşılaşmaları, çözüm üretmeleri, ekip çalışması yapmaları, sorumluluk almaları ve yaşam boyu öğrenme becerisi geliştirmeleri gerektiğine dikkat çekiyor.

Öğrenci Yapay Zekayı Kullanıyor; Eğitim Sistemi Bu Yeni Gerçekliğe Uyum Sağlamalı

 

Sağlık eğitiminin bilim temelli müfredattan simülasyona, probleme dayalı öğrenmeden yetkinlik temelli eğitime doğru geçirdiği dönüşümü değerlendiren Prof. Dr. Levent Altıntaş, yapay zekanın eğitimde yeni bir dönemin kapısını açtığını söyledi. Sanal hastalar, kişiselleştirilmiş öğrenme ve öğrenme süreçlerinin desteklenmesi gibi uygulamaların eğitim ortamına girmeye başladığına dikkat çeken Prof. Dr. Levent Altıntaş, asıl sorunun yapay zekayı eğitime dahil etmek değil, onu öğrenmeyi destekleyecek şekilde kullanmak olduğunu vurguluyor: “Bugün artık soru, ‘Yapay zekayı eğitime nasıl sokacağız?’ değil. Asıl soru, ‘Yapay zekayı öğrenmeyi gerçekten destekleyecek şekilde nasıl kullanacağız?’ olmalı. Çünkü yapay zeka artık geleceğin teknolojisi değil; bugünün çalışma ortamının bir parçası”…

Bu dönüşümün öğretim üyesinin rolünü de değiştirdiğini belirten Prof. Dr. Levent Altıntaş, öğretim üyesinin artık yalnızca bilgi aktaran kişi olarak konumlandırılamayacağını ifade ediyor. Öğretim üyesinin; öğrencinin doğru soruyu sormasına, bilgiyi değerlendirmesine, yapay zeka tarafından üretilen çıktıları sorgulamasına ve bilgiyi gerçek problemlere uygulamasına rehberlik etmesi gerektiğini söylüyor. 

Öğrenci Merkezli Eğitim Önemli

Sempozyumun ikinci önemli eksenini öğrenci merkezli öğretim yöntemleri oluşturdu. “Öğrenci Merkezli Öğrenme Ekosistemi: Aktif Yöntemler, İş Birliği ve Dijital Dönüşüm” oturumunda Acıbadem Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıp Eğitimi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. İlhan Cem Sungur, öğrenci merkezli öğretim yöntem ve tekniklerini ele aldı. Öğrenci merkezli yaklaşımın, öğrenciyi yalnızca eğitim sürecinin alıcısı olmaktan çıkararak öğrenmenin aktif bir parçası haline getirdiğine dikkat çeken Prof. Dr. İlhan Cem Sungur, öğrencinin soru sorması, tartışması, üretmesi, iş birliği yapması ve öğrendiğini gerçek durumlara uygulamasının önemli olduğunu vurguladı: “Öğrenci merkezli eğitim, öğrencinin sadece sınıfta daha fazla konuşması değil; öğrenme sürecinde daha fazla sorumluluk almasıdır. Öğrenciyi öğrenmenin aktif öznesi haline getirdiğimizde, bilgi aktarımından öğrenme deneyimine geçiyoruz. Bu yaklaşımın, özellikle sağlık eğitiminde önemli bir karşılığı var. Simülasyon, akrandan öğrenme, ekip çalışması ve gerçek problemlere dayalı uygulamaların, öğrencinin bilgiyi anlamlandırmasına katkısı büyük”… 

Eğitimde İyi Uygulama, Paylaştıkça Çoğalan Bir Deneyim

Sempozyumda yalnızca kuramsal yaklaşımlar değil, farklı disiplinlerden iyi uygulama örnekleri ve deneyimler de paylaşıldı. “İyi Uygulama Örnekleri ve Deneyim Paylaşımı” oturumlarına Acıbadem Üniversitesi Tıp Fakültesi, Tıp Eğitimi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Melike Ayşe Şahiner başkanlık etti. Oturumlarda sağlık eğitiminde mesleklerarası takım çalışması, simülasyon, klinik beslenme danışmanlığı, yapay zeka destekli öğrenci değerlendirmesi, simüle ortamlarda kendi kendine öğrenme ve hızlı döngülü geri bildirim gibi farklı uygulamalar ele alındı. 

Bu uygulamaların, öğrenci merkezli eğitimin yalnızca bir pedagojik yaklaşım değil, farklı disiplinlerde hayata geçirilebilen somut bir eğitim modeli olduğunu ortaya koyduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Melike Ayşe Şahiner, “Eğitimde iyi uygulamaların en önemli değeri, tek bir sınıfta ya da tek bir programda kalmamasıdır. Deneyimlerimizi paylaşabildiğimiz, birbirimizden öğrenebildiğimiz ölçüde eğitimde dönüşümü sürdürülebilir hale getirebiliriz. Eğitimde dönüşüm, öğrenciyi öğrenme sürecinin aktif öznesi haline getirmekle başlıyor. Sempozyumda simülasyondan yaratıcı üretime, mesleklerarası iş birliğinden yapay zeka destekli değerlendirmeye uzanan, öğrencinin deneyimleyerek öğrenmesini destekleyen iyi uygulama örneklerini bir araya getirdik” şeklinde konuşuyor.

Yapay Zeka Artık Geleceğin Değil, Bugünün Çalışma Ve Öğrenme Ortamının Bir Parçası 

Prof. Dr. Levent Altıntaş, yapay zeka ile performans ve gerçek öğrenme arasındaki ayrıma dikkat çekiyor. Öğrencinin yapay zeka kullanarak daha iyi bir sonuç ortaya koymasının tek başına öğrenmenin gerçekleştiğini göstermediğini belirten Prof. Dr. Levent Altıntaş, bu nedenle ölçme ve değerlendirme yöntemlerinin yeniden düşünülmesi gerektiğini söylüyor: “Yapay zeka kullandı ve doğru cevabı verdi demekle, yapay zeka sayesinde gerçekten öğrendi demek aynı şey değil. Eğitimin önündeki en önemli sorulardan biri, bu ikisi arasındaki farkı nasıl ortaya koyacağımız olacak”…

Prof. Dr. Levent Altıntaş, yapay zekanın eğitim ve çalışma hayatındaki hızlı yayılımını farklı araştırmalardan elde edilen verilerle ortaya koyuyor. Birleşik Krallık’ta 2026’da yapılan bir araştırmaya göre, öğrencilerin yüzde 95’i yapay zekadan yararlanıyor. Bu öğrencilerin yarısından azı ise yapay zekanın kullanımı konusunda öğretim üyelerinden destek alabiliyor. Öğretim üyelerinin yüzde 40’ı yapay zeka okuryazarlığında henüz yolun başında olduğunu belirtirken, yalnızca yüzde 4’ü kurumunun yapay zeka kullanım yönergelerine tam olarak hâkim ve yüzde 54’ü mevcut ölçme-değerlendirme yöntemlerinin yetersiz kaldığını düşünüyor. Yapay zekanın öğrenme üzerindeki etkisine ilişkin araştırmalar ise doğru pedagojik tasarımla kullanılan yapay zeka araçlarının öğrenme kazanımlarını artırabildiğini, ancak yalnızca performansı yükselten kullanımın gerçek öğrenmeyi garanti etmediğini gösteriyor. 

İş dünyasında kurumların yüzde 88’i yapay zeka kullanırken, kurum ölçeğinde gerçek bir entegrasyon sağlayabilenlerin oranının yüzde 7’de kalması da kullanım ile etkin dönüşüm arasındaki farkı ortaya koyuyor. Sağlık alanında ise yapay zeka kullanan ABD’li hekimlerin oranının 2023’te yüzde 39’dan 2026’da yüzde 81’e yükselmesi, sağlık profesyonellerinin çalışma biçiminin hızla değiştiğini gösteriyor. Prof. Dr. Levent Altıntaş, bu verilerin ortak bir gerçeğe işaret ettiğini belirterek, “Yapay zeka artık geleceğin değil, bugünün çalışma ve öğrenme ortamının bir parçası. Üniversitelerin görevi, öğrencileri yalnızca bu teknolojiyi kullanan değil; onu sorgulayan, doğru değerlendiren ve insan merkezli biçimde kullanabilen profesyoneller olarak yetiştirmek” diyor.

Yapay Zekayı Yasaklamak Değil, Doğru Kullanmayı Öğretmek Gerekiyor 

Prof. Dr. Levent Altıntaş’ın sunumundaki bir diğer dikkat çekici başlık ise yapay zekaya güven ile eleştirel düşünme arasındaki ilişki oldu. Yapay zekaya duyulan güven arttıkça bireyin aldığı yanıtı sorgulama ve doğrulama eğiliminin azalabildiğine dikkat çeken Prof. Dr. Levent Altıntaş, kişinin kendi bilgi ve yetkinliğine duyduğu güvenin ise eleştirel düşünmeyi destekleyebileceğini ifade ediyor: “Yapay zeka çağında eleştirel düşünme ortadan kalkmıyor; biçim değiştiriyor. Artık mesele yalnızca bilgiyi üretmek değil, yapay zekanın ürettiği bilgiyi doğrulamak, değerlendirmek ve ortaya çıkan sonucun sorumluluğunu üstlenmek”… 

Yapay zekayı yasaklamak yerine bilinçli ve sorumlu kullanım kültürünün geliştirilmesi gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Levent Altıntaş, “Öğrenciler yapay zekayı zaten günlük yaşamlarının bir parçası haline getirdi. Üniversiteler bu yeni gerçekliğe eğitim politikaları, ölçme-değerlendirme sistemleri ve öğretim yaklaşımlarıyla yanıt vermesi gerekiyor. Öğrencinin yapay zeka kullanmasını yasaklamak yerine, ona yapay zekayı nasıl doğru kullanacağını öğretmeliyiz. Öğrenci yapay zekanın verdiği cevabı kabul eden değil, o cevabın doğruluğunu sorgulayan kişi olmalı” diyerek bu çerçevede üniversitelerin önünde üç temel dönüşüm alanı bulunduğunu belirtiyor ve öğrencilerin yapay zekayı doğru kullanmayı öğrenmesi, ölçme-değerlendirme sistemlerinin yeniden tasarlanması ve öğretim üyesinin rolünün yeniden tanımlanması gerektiğini vurguluyor. 

Eğitimde Farklı Disiplinlerin Ortak Akılla Hareket Etmesi Önemli

Sempozyumun ikinci gününde eğitimde disiplinlerarası ve mesleklerarası yaklaşımlar da gündeme geldi. “Ortak Akıl: Farklı Disiplinlerin Kesişiminde Eğitim” başlıklı oturumda farklı disiplinlerin birlikte üretmesinin eğitim süreçlerine katkısı tartışılırken, akademik yayıncılığın da bir öğrenme ortamı olarak değerlendirilip değerlendirilemeyeceği ele alındı. 

Simülasyon temelli öğrenme, hızlı döngülü geri bildirim, LEGO Serious Play, ürün geliştirme projeleri ve bakım verenlere yönelik eğitim modülleri gibi uygulamalar ise öğrencinin yalnızca bilgi edinmesini değil, bilgiyi uygulamasını, üretmesini, iş birliği yapmasını ve gerçek yaşam problemlerine uyarlamasını hedefleyen yaklaşımların somut örneklerini oluşturdu. Prof. Dr. Melike Ayşe Şahiner, “Eğitimde dönüşüm tek bir yöntemin ya da tek bir teknolojinin sonucu değil. Farklı disiplinlerin, farklı deneyimlerin ve farklı öğrenme yöntemlerinin ortak akılla bir araya gelmesi gerekiyor” şeklinde konuşuyor.

Yapay Zeka Öğrencinin Yerine Geçmemeli 

Geleceğin üniversitesinin yalnızca bilgi aktaran değil; öğrencinin düşünmesini, üretmesini, sorgulamasını, iş birliği yapmasını ve gerçek problemler üzerinden öğrenmesini destekleyen bir eğitim ekosistemi olması gerektiği vurgulayan Prof. Dr. Levent Altıntaş, “Üniversitelerin, öğrenci merkezli öğrenme yaklaşımını yapay zeka, dijital dönüşüm, simülasyon, ölçme-değerlendirme ve disiplinlerarası eğitim gibi yenilikçi uygulamalarla destekleyerek bilgi ve deneyim paylaşımını teşvik eden, birlikte öğrenmeyi öne çıkaran dinamik eğitim ortamları oluşturması önem taşıyor. Geleceğin eğitiminde soru artık ‘Yapay zeka öğrencinin yerine ne yapabilir?’ olmamalı. Asıl soru, ‘Yapay zeka sayesinde öğrenci daha iyi nasıl düşünebilir, daha iyi nasıl öğrenebilir ve daha iyi nasıl bir sağlık profesyoneli olabilir?’ olmalı” diyor.

 

Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı

Habere ifade bırak !
Habere ait etiket tanımlanmamış.
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve worldwideweb.com.tr sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.